15 March 2009, 15:22. fav. gumanji.
Tags:
tek niyetin beni terk etmek miydi?
oysa zaten ben sensizliğe doymuştum
bana veda sözcükleri fısıldarken..
hiç mi usanmadın, hiç mi üşenmedin
kelimeleri boşuna kullanıyorsun,
beni incitmek için
ben zaten incinmişim senin varlığınla
senden öncesinde mutluydum çünkü,
bilmezdim "hayatı sorgulamayı"
bilmezdim "kıyaslamayı"
O bakışın zaten beni benden aldı
nasıl bir büyü yaptın gözlerinle,
bilerek- ya da- bilmeyerek gözlerindeki o gücü
hançeri nasıl sapladın bağrıma
hiç mi acımadın bana, benliğime
evet, o adadaki gün vazgeçilmezdi,
kaçınılmazdı, ve ortak kaderdi.
paralel giden tren yolları gibi
giden yollarımızın bin yılda bir kesiştiği noktaydı
ve, çekildi fotoğrafımız ansızın o polaroid kağıda
ben sana kurbandım, ve de sen bana kurban
bu büyük aşk sonsuzluk içinde küllenmek için vardı
sadece bir dokunuş için yazılmıştı dünya tarihi
yan yana uyurken, ben sevindirik olmaktan
hıçkırıklara tutulmuştum
ve, gelecek zamanlara korkunç ve uçsuz bir sensizlik planlıyordum
sanki bir kez daha mutluluk yaşantısı varmış gibi hayatlarda
ama, üzülme, ben sensiz ve sen bensizken de hayat devam edecek
bantlarda o unutulmaz "akdeniz gözlüm" şarkısı dönüp duracak
dünya yaşantısının yalanlığını en yakın notere onaylatacağız
ve umarsız hayatlarımızda varoluşluğumuzu biteviye sürdüreceğiz...
14 March 2009, 21:27. fav. gumanji.
Tags:
Dünya alanının bizim için bir sınav alanı olduğuna inanıyorum. Kendimi daimi olarak bir Trueman show içinde hissediyorum. Yaşam boyunca ilerleyişimde kendi üzerime deneyimlerim ile kişisel bir gelişmeyi sergileyeceğimi düşünüyorum. Bu sırada yoğun olarak çevremi gözlemliyorum ve kozmik boyutta yaşadıklarımı/ hissettiklerimi/ duygularımı/ sezdiklerimi raporluyorum. Bunu çok otomatik olarak yapıyorum. Raporlama için özel bir cihaz ya da yöntem kullanmama gerek yok. Kozmik boyut ile aramda GPRS bağlantısı var. Gördüklerimi ve algıladıklarımı anında aktarıyorum.
Bir şekilde çevremdeki tüm olaylar ve durumlar tespit ediliyor. Kamera bizatihi gözlerim. Kural ihlalleri ve aykırılıkları kendiliğinden spontane olarak fark-ediyorum. Etrafın "ahlâksal" değerlendirilmesi saniyeler içerisinde devreye giriyor. İnsan denen yaratıkların dünya yaşantıları bu şekilde sürekli olarak gözlemleniyor organik kameralar tarafından.
Tabi bunun psikolojik yükleri çok ağır. Çoğu insan habersizdir kendinin bir raportör olduğundan. Bu onların daha rahat bir hayat yaşamasını sağlar. Oysa ki "var-oluşun dayanılmaz yükünü keşfetmek" düşman başına. Böylece, sürekli bir paranoya modunda sürdürmeye tabi oluyorum. Gene de bu bir iş-bölümü. Bazı kişilerin de sakıncalı görevler alması kaçınılmaz.
Aslında, ne kadar zihin varsa, o kadar da çevreyi tarayan gözler var demektir. Kendiliğimizin sorumluluğunu sürekli değerlendirmek durumundayız. Bu, insanoğluna yüklenmiş çok ağır bir mesuliyet. "Suç" güdüsü sürekli olarak devrede. Bu faktör, bir "oyunu zorlaştırıcı" olarak hayatlarımıza giriyor. Böylece, dingin ve sakin bir yaşantı ihtimali azalıyor. "Karıştırıcı" güçler sürekli olarak görevde.
Bu dünya varoluşunun ana amacı "yüksek iyi ahlak" olmalı. Bunu gerçekleştirmek için sürekli gayret gösteriyoruz. Hayat mücadelesi dedikleri esasında bu olmalı. Ne derece idrak edebiliyoruz? O ayrı mesele. Bilincimiz yükseldikçe hayatı tanımlamamız da değişecek doğal olarak.
gumanji
14 nisan 2008 Bakırköy
http://www.facebook.com/group.php?gid=5673529002
12 March 2009, 21:54. fav. gumanji.
Tags:
Sigaramdan derin bir nefes içime çektim. Bugün dünyada benden habersiz işler dönüyordu. Öğrenmek için derhal bakkaldaki bütün gazetelerden birer tane aldım. Gene enerjimin düşük olduğu, adım atmaya bile üşendiğim nemrut bir günümdeyim. İçime düşen bu kurtlar da neyin nesi. Eve geldiğimde telaşla sayfalarını gezindim gazetelerin. Bir fırt daha aldım sigaramdan. Biraz fazla mı kuşkucu davranıyorum. Sanırım ekonomi iyiye gidiyor. Spor ve müzikte uluslararası standartlarda organizasyonlara imza atabiliyoruz. Şehrin trafiği de eskiye kıyasla daha rahat. İnsanlar birbirine saygılı ve hoş-görülü. Trafikte arada-bir beni üzenler oluyor tabi. Ama ben kızamıyorum. Bu da bendeki bir eksiklik. Ebeveynim bana kavga etmeyi öğretmeyi unutmuşlar. Bir keresinde depoya sulu-benzin doldurmuşlardı da hiç efendiliğimi bozmamıştım. Dünya halleri, olur böyle şeyler.
Ama bugün huzursuzluğum had safhada. Bir-yerlerde benden habersiz olaylar oluyor ama baktım gazetelere göremedim. Büyük ihtimal gözümden kaçmıştı. Söylendim kendime. Neden hayatın akışına yetişemiyorum diye. Afrika'da çok sayıda kişi açlık ve salgın hastalıklardan öldü. Şehirlerde ise borsada parasını batıran insanlar intihar etti. Pek-çok kız daha gösterişli bir hayat hayali için evden kaçtı. Boğaz tokluğuna çalışan işçiler sendikalarının kapanmasıyla umutsuzca henüz kirasını ödeyemedikleri evlerine döndüler. Pek çok kadın istemedikleri bir gebelikten asla sevmeyecekleri çocuklar doğurdular. İçkiyi fazla kaçırmış bir sarhoş arabasıyla hızla giderken bulvardaki heykele çarptı ve heykeli kırdı. Aylardır işsiz genç evlenmek vaadiyle sevdiği kızı kaçırdı. Sabaha karşı gene bir elektronik market güvenlik kameralarına rağmen kepenk kilitleri kırılarak soyuldu. Bir bayan kaldırımda yürürken hızla gelen çalıntı bir arabadan çıkan bir elin çantasına asılması ile köprücük kemiğini kırdı. Şehrin en lüks hastanesinde kanserli bir hasta son nefesini verdi. İki delikanlı parkta oturmuş sohbet ederken küfürleştiler ve sonrasında birbirlerinin karnına bıçak soktular. Kaçak büfeleri yıkan belediye başkanı kendine gelen bombalı çanta ile parçalandı.
Tavşan kanı çayımdan bir yudum daha aldım. Belki de televizyonda bir haber vardır. Koşturarak televizyonu açtım. Erotik görüntüler eşliğinde romantik bir aşk şarkısı çalıyordu. Kadın adama:
"yıldızlara yürürüm seninle" diyordu.
Çok komiğime gitti. Nasıl yürüyerek yıldızlara gidilinebilir ki? Bence fazlasıyla abartıyor. Daha makul olması gerekmez mi? Bizim gerçeklik anlayışımıza aykırı. Gerçeklik duygusunu kaybettiğimizde hayatın anlamını kaybetmeye doğru yol almaz mıyız?
Bu-gün dünyada sınırlarım ötesinde bir'şeyler oluyordu ve ben habersizdim.
Buzlu viskimden bir yudum daha aldım.
gumanji
www.felsefeekibi.com/forum
07 March 2009, 19:12. fav. gumanji.
Tags:
O yaz askerlik dönüşü İstanbul'a gelmedim. Direkt Datça'ya gittim. Ailem yaz aylarında Datça'da kalıyordu ve benim yanlarına gidişimi dört-gözle bekliyorlardı. Askerlik süresince izinlerimin tümünü kullandığım için son gününe kadar terhisimi bekledim. Karargahtaki bizim dönemden son yedek subay bendim. Diyarbakır'ın bunaltıcı sıcaklarına kalmıştım. Ama hayatımdan şikayetçi değildim. Çünkü buraya alışmıştım ve dışarısı bana korkutucu geliyordu. Sivil hayata başlamak üzereydim ve gelecek üzerine hiçbir planım yoktu. Geleceğim belirsizdi ve beni nasıl bir geleceğin beklediğini bilmiyordum. Datça'ya doğrudan otobüs yoktu. Ben de Ankara'dan aktarma yapmak durumundaydım. Otobüs garajında biletimi almış, otobüsün hareket saatini beklerken Orduevinin havuzunda çekildiğim fotoğrafın arkasına o an bir şeyler karalıyordum. Ev ve aile hasretini anlatan mısralardı bunlar. Evet, artık hem okulumu, hem de askerliğimi bitirmiş delikanlıydım. Kendi ailemi kurma vakti gelmişti. Fakat, sırada önce iş kurmak vardı. Ve ben nerden başlayacağımı kesinlikle bilmiyordum. Güya tatile gidiyordum. Evet, bizimkileri çok özlemiştim ama sanki gündemim daha farklı, daha değişikti. Göğsümün orta yerinde durmaksızın dönen bir dinamo vardı, içim heyecan dolu, kıpır- kıpırdı. Otobüse varıp koltuğuma oturdum. Yerim cam kenarındaydı. Çantamdan çıkardığım dergiyi öylesine okumaya başladım. Tam otobüs kalkmak üzereyken koşa koşa gelen telaşlı bir bayan otobüse bindi ve benim yanımdaki koltuğa oturdu. 18 - 19 yaşlarında, kızıl kıvırcık saçlı, pembe/ beyaz tenli, spor giyimli, hafif makyajlı, balıketli biriydi. Koyu siyah renkli camları olan gözlüğünü çıkardı, volkmen'ini kulağına taktı ve eline aldığı bir kitabı okumaya başladı. Nedense, tüm davranışlarını takip eder olmuştum. Sanki gözlerim şakağımdaydı, çaktırmadan onu seyrediyordum. Afyon'a kadar hep böyle, ben dergi, o da kitap okuyarak bu pozisyonda geçti.
Otobüs dinlenme molası verdiğinde, içimde çok güçlü bir his onunla konuşmamı istiyordu. Lakin, kızlarla nasıl konuşulacağını ben hiç bilmiyordum. Birazcık bildiğim vardıysa da askerlik sırasında onu da unutmuştum. Beynimdeki radar deli gibi çalışıyor, fır- fır dönüyordu. Bir ara onu bir masaya tek başına oturmuş çay içerken gördüm. Yanına kadar geldim ve duraksamadan geçip gittim. Ne derim ben? Hiç bir ortak noktamız yok ki. Ayrıca neden böyle bir isteğe kapıldığımı da bilmiyorum. Zaten şimdiden ellerim terlemeye başladı. Yüzümü göremiyorum ama eminin o da bayrak kırmızısı rengini almıştır. Nefesim ise sıklaşmıştı. Kalbim küt- küt atıyordu. Sanki çevredekiler bana bakıyordu ve sanki kız benim düşüncelerimi okuyordu. İşte o an çok ürktüm. Bedenim baştan aşağı titredi ve ter boşandım. Duygularımı ve düşüncelerimi saklayan örtü birden kalkmıştı ve ben çırılçıplaktım. Utanma duygusunu iliklerime kadar duyuyordum. Alelacele çay ocağına gittim, kendime bir kaşarlı tost ve bir ayran aldım. Böylece kendimi oyalayacak ve şaşkınlığımdan sıyrılacaktım. O sırada ardamdan biri seslendi.. - Ateşiniz var mı? Dönüp baktığımda nefesim durdu, dilim tutuldu. Işıl ışıl gözleri ve iç yakan gülümsemesiyle işte o karşımdaydı. Cildi ipek gibiydi. Dişleri güneşte inci gibi parlıyordu. Sesi buğulu ve nameliydi.
- Bu bu buy ru ru nn ot ot otu ru runn . . .
Ben sigara içmezdim ki. O yüzden yanımda kibrit ya da çakmak taşıma ihtiyacı duymuyordum. Ben şimdi nerden ateş bulurum? Ceplerimi karıştırmaya başladım, güya üzerimde çakmak varmış gibi. Bir yandan da yıldırım hızıyla düşünüyordum. Şimdi ne yapmalıyım?
- Kusura bakma, ateşim yok, demek verilecek en son cevaptı. Kısmet ayağıma gelmişti ve ben şimdi çaresizdim. Ya da elbet çareler vardı ama ben habersizdim.
Kız tereddütsüz yanımdaki sandalyeye oturdu. Sigara paketini masaya koydu, ağzındaki sigarayı da, sigara paketinin üzerine yerleştirdi. Elindeki kitabı gözüme doğru uzatarak..
- Bu kitabı okumuş muydun, dedi.
- Yoooo, diyebildim.
- Enteresan bir doküman, okumanı salık veririm.
İşte felsefeyle tanışmam böyle oldu. Yok, kızın adı felsefe değil. Ama bana önerdiği kitap felsefe içerikli. Zaten bu ilk karşılaşma ve ilk şoktan sonra onunla Datça'da sürekli görüşür olduk. Geçen yıllar tutkumuzu, bağlılığımızı ve düşkünlüğümüzü daha da arttırdı. Görüşmediğimiz zamanlarda bile kalplerimiz senkronize atıyordu. Kendimi hayatta hep güçlü hissediyordum. Dişi bir güç beni sürekli koruyor, kolluyordu.
gumanji; 20061130
07 March 2009, 16:32. fav. gumanji.
Tags:
Kayıplarda kimliğim bu günlerde. Karaköy'den Haydarpaşa'ya vapurla giderken düşürdüm sanırım kimliğimi. Kendime bir çay ısmarlıyordum. Cüzdanımı açtım ve bozuk para aradım. Sürücü ehliyetim de cüzdanımdaydı. En son kimliğimi o zaman görmüştüm. Sonrasında, o anı defalarca gözümde canlandırdım; "nerede ne yanlış yaptım" diye. Her şey yolunda gidiyordu. Bir problem yaşanmıyordu. Vapurun zemin katına inerken merdivenlerde kafamı destek demirine çarptım. Bir anda dünyam karardı. Dizlerimin bağı çözüldü ve olduğum yere çömeldim. Derin derin nefes alarak kendime gelmeye çabaladım. Sanırım hafıza merkezim hasar görmüştü. Bilincim bulanmış, feleğim şaşmıştı. Bir süre dinlendim. Sağolsun, vatandaşlar destek olmaya çalıştı. Ama hatıralarım silinmişti sanki. Evet, fiziki olarak kendime gelmiştim artık ama, zihin kayıtlarımın bir kısmı askıya alınmıştı. Hani "merdivenin yarısına kadar gelen bir ihtiyarın, iniyor muydum yoksa çıkıyor muydum" demesi gibi, bir sonraki merhaleleri şimdi kestiremiyordum. Aslında bir planım vardı ve o plan doğrultusunda bir yerlere gidiyordum. Ama, nereye? Şöyle durup sıkıca bir düşündüm. Hepsi silinmiş.
Neyse ki aklım hala çalışıyor. Hemen cep telefonuma sarıldım. Kafama yediğim darbe görme yeteneğimi de etkilemiş. Telefonun ekranına bakarken orada sadece karınca duaları görebiliyordum. "Birilerini aramalıyım" dedim kendi kendime. Bana beni hatırlatacak birilerini aramalıyım. İsimler yabancı, numaralar yabancı. Rastgele bir numarayı çevirdim çaresiz. Telefona çıkan bayana sordum ben kimim diye. "Benimle dalga mı geçiyorsunuz" dedi tersleyerek bayan, "Siz kim olduğunuzu bilmiyorsanız, ben nerden bileceğim."
Bir ışık sızdı bilincime. Geçen yaz gittiğim sayfiye yerinde bir kolye yaptırmıştım kendime. Hani şu askerlikte kullanılan künyeler gibi. Üzerine de TC kimlik numaram işlenmişti kabartma rakamlarla. Vapurdan indikten sonra en yakın internet kafeye gittim. Oradakilerden yardım da alarak kimlik numaramı girdim. Heyyoo! Ekranda çıkan kişi artık bendim. Artık içim rahattı. Özgüvenim müthiş artmıştı. Dünyanın öbür ucuna da gitsem, bu numarayı girdiğimde tüm bilgilerim sayılıp dökülüyordu.
Bu numara benim hem kefilim, hem referansımdı artık. Caddede şaşkın dolaşırken bir dövmeci gördüm. Derhal gidip bu numarayı omzuma işlettim. Yaşasın, artık bir kişiliğim ve bir kimliğim var.
gumanji; 9ağustos2007
www.kamCa.org
27 February 2009, 20:39. fav. gumanji.
Tags:
Bir büyük derya. Ve bütün sular oraya koşuyor.
Madem ki amaç, son kertede kusursuzluğa ulaşmak, öyleyse varoluşun vazgeçilmez ikiliği neden? Neden hayatın zorlukları ve neden hayatın kötülükleri?
İnsanlar arası anlaşmazlıklar ve uyuşmazlıklar doğaları gereği. Tabiat sürekli bir akışkanlık içindedir. Stabilite maddenin en sevimsiz halidir. Kinetik ya da dinamik bir enerji ve buna bağlı olarak hareket olmazsa yaşam da olmaz. Yaşam bir akış diyagramıdır. Değişik dallanmalarla doğum, ergenlik, yetişkinlik, çiftleşme, üreme, yaşlanma ve ölüm gerçekleşir. Eğer hayatımızda bir zaman boyutu olmasaydı bunların hiçbiri olmazdı.
Zaman işler, zaman çalışır, zaman akar ve biz hayatı algılarız. Aslında duygularımız olmasa hayatı algılamazdık. Ya da algılasak bile duyumsamazdık. Çünkü yaşadıklarımıza değer biçen ve onu bizim için erişilebilir/ anlamlı kılan duyularımız vasıtasıyla zihnimizde oluşan duyusal salınımlardır. Yani, duygularımızdır. Diyelim eliniz kazayla ateşe deydi. Eğer yanma hissini (herhangi bir şekilde) algılamazsanız, (o zaman diliminde) elinizin yandığını anlamazsınız. Sinir sistemimiz sürekli olarak dış dünya ile iletişim halindedir ve zihnimizde canlanan dünya yaşantısı için sürekli bilgi toplar/ aktarır.
Buna rağmen tek bilgi kaynağı dış dünya değildir. Evren dışa bükümlü makro-kozmos kadar içe bükümlü mikro-kozmos sistemlerine de sahiptir. Gözümüzü uzaklara dikip sonsuzu ararken, bir başka sonsuz alem de mikro-kozmosta (mütevazı) varoluşunu gerçekleştirir. Bir insan için, insan vücudunun cüssesi mutat büyüklüktedir. Bedenlerimizin aşırı küçük ya da aşırı büyük olduğunu aklımıza getirmeyiz. Halbuki bir uçağa binsek ve oradan insanlara baksak gözümüzün görme kapasite/ yeteneklerinin dışında kalacak kadar küçük olduklarını anlayabiliriz. Ya da tam tersine mikroskoplarla baktığımızda mikro organizmaların sandığımızdan çok daha donanımlı ve çok daha ayrıntılı olduklarını gözlemleyebiliriz. Eğer güç konusuna değinirsek... Bir bakteri ya da bir virüs çeşidinin/ cinsinin insan bedenini ölüme götürebileceğini inkar edemeyiz. Demek ki güç, büyük ya da küçük olmakta değil. Ama, algı kapılarımız tabiatın mutat sinyallerini almak/ alabilmek üzerine ayarlanmıştır.
Her ne kadar insan-insana benzese ve ortak kültürler yaşanıyormuş gibi görünse de her bir bireyin kullandığı duygulanma/ düşünce programı, bir diğerinkinden farklıdır. İşte bu yüzden de dünya yaşantılarını her-birimiz farklı algılar, farklı yorumlar, farklı değerlendiririz. Nasıl ki parmak izi, ya da göz bebeği ilk bakışta birbirine benzer, işte öylesine birbirimize benzeriz. Ama yaklaştıkça ve inceledikçe detaylar ortaya çıkar ve bir zaman sonra "kişiye özel" format belirginleşir.
Tabiatta yoğun bir kinetik yaşantı vardır. Her bir nesne bir başkası ile etkileşime girebilir ve onu mutat yörüngesinden saptırabilir. Bu devinim rotasyonlarla ve/ veya dallanmalarla böyle sürer gider.
Okyanusun yüzeyi buharlaşır ve su buharları bulutlara çıkar.
11;10;2005 gürSeL
24 February 2009, 22:24. fav. gumanji.
Tags:
Umutlarım tükendiğinde, aşkım da tükenir. Ruhumu besleyen umutlarım, için için yanan gönlümü de besler, o kor ateşi canlı tutar. Aşk, sürekli beslenmesi gereken ateş gibidir. Sürekli içim yanar ama ben gene de onu beslerim. Mumla çalışan makine gibiyim. Ateşim söndüğünde, canlılığım da sönüp gider. Hep istim üzerinde olmak durumundayım. İçimi yakan arzu ve duygular, hep yakıcı/ hep irrite edici olmalı. Eğer, sakinlik ve dinginlik çıkıp gelirse, aşk da pencerelerden uçup gider.
Hapsedilesi bir enerjidir aşk. Çok uzaklardan kokuları izleyerek gelip yüreğime çöreklendiğinde sevmiştim ben onu. Evet, dikenli çalı gibi içime batıyor/ içimi acıtıyor ama gene de aşırı bir bağımlılık yaratıyor diyordum kendime. Sanki bir kene tenime yapışmıştı, canımı öylesine acıtıyordu, ondan sıyrılmak istiyordum, ama söküp atamıyordum. Çünkü, bir şekilde tenimin de O'na ihtiyacı vardı. Tüm sıkıntı ve acılarıma karşın, onu söküp atmak ruhsal bir ölüm demekti.
Evet, hayatta güçlü ve metanetliydim. Genellikle kendime yeterdim. Keyifli ve doyumlu olmayı başarabiliyordum. Ama, bir şeyler eksikti. Bazen, bir yağlıboya tabloya bakarsınız da, "hımmm, çok güzel bir resim, lakin sanki biraz içinde heves eksik" dersiniz ya; İşte öylesine, bir bütünlüğün kaçınılamaz eksikliği sergilenir yalnızlığımızda. İçine o sihirli ruh üflenmemiştir. Sahnede şarkıcı şarkısını söyler gider, şarkılarına şevk ve arzuyu katmadan.
Çok uzaklardan gelir aşk ve ruhuma çöreklenir. Kontrastı arttırılmış bir televizyon gibiyimdir artık. Keyifleri ve tedirginlikleri doruklarda yaşarım. Kazandığım zaman çok kazanacak, kaybettiğim zaman çok kaybedeceğimdir. Kumarın makasını açmışımdır. Hislerim çok çok yoğunlaşmış, hassasiyetlerim de bir o kadar artmıştır. Televizyon ve elektriğin o kelimelere sığmaz büyülü aşkı sergilenmektedir artık. Her ikisi birbiri için yaratılmıştır sanki. Elektrik olmazsa televizyon işlemez, televizyon olmazsa elektrik pasif kalırdı.
Çok uzaklardan uçup yüreğime yerleşti aşk. Onsuzluğu düşünemiyorum. Benliğim ve ruhum, yaşam enerjisinden vazgeçemez artık. Dünyanın cıvıl cıvıl renklerini keşfettikten sonra siyah- beyaz sisteme tekrar geçemem. Hayal dünyamda, yeni mucizevî bir boyutun keyfini çıkarıyorum. Bu boyutu kaybettiğimde can suyundan mahrum kalmış çiçek gibi, hayata küser/ solarım ben. İnan lütfen! Aşkta yarın vardır sevgilim.
gumanji 12ağustos2007
15 February 2009, 13:40. fav. gumanji.
Tags:
Kelimeleri yitirdim bu gün. Varsıllığımda yok artık kelimeler. Onlar artık ne derdimi anlatabiliyor, ne de derdime derman olabiliyor. Uzun ve derin bir rüya görüyorum tarifi müşkül. Kimi zaman bulutlar üstünde uçuyorum mutluluklardan, kimi zaman aşk acıları çekiyorum. Acılar ve tatlılar polar dünyanın ikramları bize. Hani karanlık olmasa aydınlığı bilmezdik, kötü olmasa iyiyi bilmezdik, zor olmasa kolayı bilmezdik ya; tarif edilecek manzaralar olmasa da öylesine akıp geçerdi bilincimizden hayat nehri.
Gündelik sorunlar ve tartışmalarımızın çoğu bu "hayatı kaale alma" sendromunun bir sonucu. Şanslı /avantajlı/ forslu/ varlıklı olup olmadığımız hep göreceli. Yaşadığı hayattan tümüyle memnun olan kimler acaba? Bildikleri, uyguladıkları sihirli bir formül/ yöntem var mı? Eğer bu yöntemi bizler de uygulasak aynı mutluluk pozisyonlarına ulaşabilir miyiz?
Yaşamın anlamını sorgulayan sınırlı sayıda kişi büyük ihtimal bu arayışa girmiştir. Pek çoğumuz ise gündelik hayatın hay-huyu içinde savrulup duruyoruz oradan oraya. Varılması gereken bir hedef var mı varoluşumuzu anlamlandıran? Yoksa öylesine yaşadığımızı zannederek sürdürüyor muyuz ömrümüzü?
Yine de aşk her yerde. Sinemalarda, tiyatroda, radyoda, sokaklarda, vapurlarda, duraklarda. İçimden dışarı taşarcasına onunla doluyum. Evrenin bir hediyesi bize. Bol keseden ve bonkörce. Duygusal algılayıcılarımız aşkı ne kadar koklayabiliyor? Onu ne derece görebiliyor? Ona hangi hassaslıkta dokunabiliyor? Sabunlu sudan balonlar gibi uçuşup duruyor da çevremizde aşk, bizse ona dokunmaya korkuyoruz. Korkuyoruz ki, bir değsek tüm renkleri, tüm canlılığı, tüm sihri, tüm sevecenliği ile uçup gidecek O.
Sınırsız şansımız yok. Hayatın güzellikleri hep var ama Ona erişmemiz kısıtlamasız değil. İnanın, bu bizim zihnimizde kurduğumuz bir kısıtlama değil. Kısıtlama var; çünkü nadir olan değerlidir. Eğer çokça olsaydı kıymetini böylesine bilmezdik. Ama pırlanta gibi, yakut gibi, elmas gibi değerli. Az ve zor bulunur olduğu için değerli. Narin ve kırılgan olduğu için değerli. Yüksek bir uyuma ulaştığı için değerli.
Zihnimi besliyor bu bilgi. Ruhuma haz akıtıyor. Varoluşumu aydınlatıyor ve ufkumu genişletiyor. Elbet mutluluk için yaşıyorum. Elbet mutlu etmek için yaşıyorum. Elbet mutlak doyum arayışıyla yaşıyorum. Yin ve Yang formülünü gerçeğe taşıyorum ve dünyasal düzeyde mucizeler sergilemeye çabalıyorum. İçine düştüğüm aşklarla dünyasal gözüm ışıl-ışıl/ pırıl pırıl. Tanrı'ya bucaksız şükran borçluyum. İyi ki buradayım, iyi ki yaşıyorum.
Gürsel Selçuk
Esenkent, 6şb-9şb2008/ B.şehir
14 February 2009, 10:05. fav. gumanji.
Tags:
Coşkulu bir festivalin ortasındaydık. Bu bir İstanbul hatırasıydı. İstanbul yapımıydı. İstanbul günlüklerine çentik düşmeydi. Evliya Çelebi'nin yıllar öncesinde yaşadıklarını bize nakletmesi gibi, bizim de elçi olarak zaman içinde geleceğe yolladığımız mektuplardı. Şu an'ın ne gibi mühim yanı olabilir ki? Ama, bir şekilde kelimeler bize şahitlik yapıyor. Ressamın, tuvaline yansıyan fırça darbeleri gibi, kelimeler de ortaya saçılıp İstanbul Günlüklerinden insan manzaraları yansıtıyorlar monitöre. Kelimeler değerliydi. Severdik biz onları. Anlaşabilmek için birbirimizle, muhtaçtık her birine. Niye yadsıyalım ki? Onlar bizim hazinelerimizdi. Kendimizi ifade araçlarımızdı. Telefonda sevgilimize sayıp döktüğümüz aşk sözleriydi. Reklamlarda dimağımıza kazınan sihirli melodilerdi. Buğulu bir İstanbul akşamında dilimize sakız gibi takılan şarkıydı. Ama ben beceremiyordum onları kullanmayı. Yan-yana getirip de meramımı anlatmayı. Yaşadığım duyguları ve zihnimde canlandırdığım sahneleri betimlemeye yetersiz kalıyordu. Büyük ihtimal onların dilini anlamıyordum. Gözümde canlanan görsel öyküyü yansıtamıyordum.
Yine de bir ucundan başlayayım... Öyle ki! Derdimin tümünü anlatamasan da, en azında şansımı denemiş olurum. Çok büyük bir resim yapılacağını düşünün. Bu resmin uzun zaman alacağını. Eğer, "ben bu resmi tamamlayamam" derseniz baştan pes etmiş olursunuz. Tamamlanması güç işlerin halli için "formül", onu küçük parçalara bölerek çözmeye çalışmaktır. Genellikle biz insanların kaybettiği nokta burasıdır. Sorunlarımızı çok büyütürüz ve sonrasında mücadele yerine uzaklaşmayı seçeriz.
Sosyal sorunlar için de, durum böyle. Çaprasik bir ortamda yaşayıp da bunu fazlasıyla alışmak, bize özgü. Öylesine benimsiyoruz ki "çapraşıklıkları" hayatımızın doğal dokusu haline getiriyoruz. Her-neyse! Bugünün konusu bu değildi. Koskocaman bir tabloyu nasıl boyar bitiririz; bunu konuşalım.
22Haziran2006 Beylikdüzü Gürsel
14 February 2009, 07:59. fav. gumanji.
Tags:
gelecekten beklentilerinizi, umutlar
daha ne istiyorsun ki
haz adına, zevk adına ne ararsan elinin altında var
varlığını kafanda kurup ta karşılığının bu dünyada olmadığını düşündüğün neler var?
çevrene dikkatle bir bak
sana mutluluk zerk edecek her şey orada
belki "elini uzatsan" sabun baloncukları gibi kaybolup kaçacaklar
ama, biliyorsun ki, kapalı kapılar ardında olsa bile
hayal edilebilen, arzu edilebilen her yaşantı var yeryüzünde
"var da, ben neden göremiyorum" dersen
belki de henüz senin görüş alanına girmediğindendir
yoksa "paranın alım gücünün sınırlı olduğunu" sen de bilirsin
para değil de, "gözde canlandırabilme gücüdür" kapıları açan
güneşli bir günde rüzgarsız bir kumsalda, deniz kıyısında olduğunu tasavvur et
insanlar coşku çığlıkları atarak kendilerini denizin serin sularına atıyorlar
senin onlardan ne eksiğin var
kumsaldaysan, deniz kıyısındaysan, uzansan değeceksen sulara...
seni alıkoyan nedir
takıntıların mı, kaygıların mı, korkuların mı, beklentilerin mi, gururun mu, kariyerin mi, komplekslerin mi..
ömür bir mum gibi...
günden güne eriyip tükenmekte
sınırsız bir servetimiz olduğu inancı boşuna
ölümün hangi köşe başına saklandığı belirsiz
hayat denilen bono karşılıksız değil
ama, "garantili" hiç değil
doyurulacak bir benliğimiz var
tatmin edilmeyi arzulayan
bizi en mutlu edenler...
egomuzu en çok okşayanlardır
kimi zaman övgüler, kimi zaman beğenilmeler, kimi zaman alkışlar...
kimi zaman bol alış-veriş, kimi zaman yenilen yemekler, kimi zaman gezme-tozma
eğlenceli ve keyifli bir kalabalık var caddelerde
dünyanın imkanları sunulmuş insanlara
bazılarına sıkıntı ve dertler,
bazılarına keyif ve hazlar
insanın algı reseptörleri... duyguları!
çevresini onun üzerinden görüp,
onun üzerinden değerlendiriyor
hayatı anlamlandırmamız duygular üzerinden
kendimizi iyi ya da kötü hissetmelerimiz duygular kanalıyla
gördüğümüz dünya rüyasında ruhumuzdan bedenimize atılan mesajlar
duygular aracılığıyla bize ulaşır
yaşadığımızı duygular sayesinde hissederiz
aksi taktirde, kapalı (bir) televizyon(u) seyreder durumuna düşerdik
çok şey dönerdi vukuat adına..
ama, bizim kişisel ekranımıza bir görüntü düşmezdi
elimiz yansa acısını duymazdık
gül koklasak kokusunu hissetmezdik
dokunulan tenin hazzını alamazdık
havlayan köpeğin sesi bizi ürkütmezdi
yere tüküren adama huylanmazdık
dans müziği çaldığında içimiz kaynamazdı
boğazımıza gıcık girdiğimde gözümüzden yaş gelmezdi
kırılan diş dilimize batmazdı
çizilen gözlüğümüze üzülmezdik
susamak nasıl bir duygu?
ya da acıkmak?
üzülmek, ya da özlemek?
bizi motive eden bunlar değil mi?
"kentin yaşamı" herkes için başka başka kılıklara mı giriyor?
sahnelen oyun, farklı farklı oyunlar mı?
sahneye bakıyoruz ve kendi programımıza göre yoruyoruz/ yorumluyoruz
çoktan seçmeli gibi
orada belki de her şey var
biz, bize yakın olanı, bize uyumlu olanı alıyoruz
bir örnekle açıklamaya çalışayım...
gün içinde hangi bankaya gidersiniz?
tabi ki, hangi bankada işiniz varsa ona
hangi bankada işiniz olur?
çekiniz ya da senediniz hangi bankadaysa onda
hangi bankaya para yatırırsınız?
kredi kartlarınız, fatura ödemeleriniz, mevduat hesabınız hangisindeyse ona
demek ki
bir "angaje olma" durumu var
elbet, birden fazla bankaya işiniz düşer
elbet, her bankada paranız olsun istersiniz
elbet, her banka size kredi kartı satmak ister
ama, siz gene de seçersiniz...
birini diğerine tercih edersiniz
belli bir "ayak alışkanlığınız" vardır
alışkanlıklarımız ve tercihlerimiz
hayat tarzımızı belirliyor
çok çeşitli yaşanabilecekken, biz bir yol tutturuyoruz kendimize
bazen zevklerimizin sesine kulak veriyoruz
bazen sezgilerimizin
bazen de yol bizi götürüyor gittiğince
size, sizi şaşırtacak derecede güzel görüntüler diliyorum
ne düşlerseniz onu görme ihtimaliniz artar
ne dilerseniz, ona giden yolları kurarsınız
hayat, sihirli bir değnek gibidir
eğer toplamamışsanız pasta yapmak için malzemesini
ellerinizle o pastaya yapmanız bir hayaldir
beklenti; mayasıdır güzelliklerin
hayal etmek; vitamini
efor sarf etmekse; can-suyu
bu gün...
hemen bu gün
hemen şu an
bir kağıt- kalem alın elinize
gelecekten beklentilerinizi, umutlarınızı ve hayallerinizi yazın
dileklerinizi ve özlemlerinizi dökün kağıda
nelerden zevk alırsınız, nelerden haz duyarsınız
bir dilek mektubu hazırlayın
"yazsam ne olur" demeden, "sesimi kim duyar" demeden
bu bir "dilek mektubu"
bu bir Allah'a sesleniş
eğer, heves etmeden ulaşırsanız ona
büyük ihtimal kıymetini hiç bilmesiniz
ama, yoğun özlemlerin sonunda
kavuşmak!
"vuslat" olur
19 Haziran 2006 gürsel Bakırköy